GÜNLÜK KUR BİLGİLERİ
Alış Satış
USD 3,839 3,8459
EURO 4,5092 4,5173
Markasim Seçkin Markaların Adresi

herşey kadınlar için facebook herşey kadınlar için twitter

Dondurmacı Kız

Eklenme Tarihi : 19.04.2013 16:37:53

Elanor büyükannesine neler olduğunu anlamıyordu. Büyükannesi her şeyi unutmaya başlamış.
Elana annesine sordu:" büyük annemin nesi var?
Eskiden düzenle bir insandı.
Şimdi ise her şeyi unutan aklı karışık bir insan olmaya başladı.
Elanın annesi:" Büyükannesinin yaşlandığını ve sevgiye şimdi daha çok ihtiyacı olduğunu söyledi.
Elanor:" yaşamak nasıl bir şey her yaşanan unutkanım oluyor ben de mi böyle oldu can diye sordu
Annesi yaşlanan herkes unutkan olmaz. Büyük anneni s Alzheimer hastalığına yakalandı sanıyoruz ve onun için bu kadar unutkan. Büyükannenin bakımı götürmek zorunda kalabiliriz dedi
Bu fikir eleonora çok üzdü. Ve annesine sorular sormaya başladı. Peki büyükannem küçük emine çok özlemez mi?
Annesi herhalde evini özleyecektir, ama yapılabilecek bir şey yok.
Annesi onu hafta sonları günü görmeye gider ne armağanlar görürüz dedi.
Elanor gülümsedi, dondurma götürebiliriz büyükannem çilekli dondurma bayılır.
Tamam, çilekli dondurma götür dedi
Elanor  büyük annesini ziyaret ettiğinde ağlamamak için kendini zor tuttu.
Büyük annesine sarıldı; bak büyükanne sana bir armağan getirdim. Dedi
Çilekli dondurma senin en sevdiğin…
Büyükannesi söz etmeden kutuyu ve kaşığı elini alıp dondurma yemeye başladı.
Elaonar düş kırıklığına uğramıştı sanki onu tanımadığını düşünüyordu.
Annesi zamana bırak bırakması gerektiğini ve yeni atmosferine alışması gerektiğini söyledi.
Ama her ziyaretlerinde her şey aynıydı.
Bir gün elenor büyükannesine; benim kim olduğumu biliyor musun? diye sordu
Büyükanne sen dondurma getiren kısın dedi
Elano evet ama ben gelemiyorum. Senin torunun beni hatırlamıyor musun? dedi.
Büyükannesini yüzünde bir gülümseme belirdi.
tabiki hatırlıyorum sen bana dondurma getir kızsın.
Eleno büyükannesinin onu artık tanıyamamağını anladı.
Büyük annesine onu ne kadar çok sevdiğini söyledi.
Ve o sırada büyük annesinin yanından bir damla yaş süzüldü.
-“Sevgi”  dedi. Sevgi anımsıyorum.
Annesi babaannesini tek ihtiyacı olan şeyin sevgi olduğunu söyledi.
Elanor her hafta sonu dondurma getireceğine ve hatırlamazsın bile boynuna sarılı can söyledi.
Ne de olsa sevgi anımsamak birinin isminin anımsamaktan daha önemliydi.

Çiçek ve Su

Eklenme Tarihi : 19.04.2013 16:36:06

Günün birinde çiçekle, su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
Çiçek ve suyun çok güzel arkadaşlığı olur.
Çiçek o kadar mutlu olur ki mutluluktan içi içine sığmaz ve suya âşık olur.
Çiçek yaşadığı aşk aşktan güzel kokular saçar.
Öyle bir zaman gelir ki artık suda su ve suda çiçeğe âşık olmuştur.
Günler ve aylar kovalar çiçek acaba su beni seviyor mu? diye düşünmeye başlar.
Çünkü çiçek su ile ilgilenmez. Çiçek bu kadar sevgiye alışkın olmadığı için artık dayanamayacak duruma gelir.
Çiçek suya seni seviyorum der.
Suda ben de seni seviyorum der.
Aradan uzun bir zaman geçer.
Çiçek sabırlıdır bekler bekler…
Artık çiçek öyle bir hale gelir ki etrafa koku saçamaz olur ve son kez suya “seni seviyorum” der.
Suda söyledim; ya ben de “seni seviyorum” der
Çiçek en sonunda yataklara düşer hastalanır.
Rengi solmuş çehresi sararmıştır.
Suda başında bekler ,çiçeğin sevdiğine yardımcı olmak için.
Artık çiçek ölecektir ve son kez zorluklarla başa döndürerek suya derki:
Ben seni gerçekten seviyorum
Su bu durum karşısında çok üzülür.
Su son çare olarak bir doktor çağırır.
Doktor gelir çiçeği muayene eder,
- Doktorları artık elimizden bir şey gelmez der.
Su merak içinde sorar sevgilisinin ölüme sebep olacak olan hastalığı nedir diye sorar
Doktor şöyle bir bakar su ya eder ki:
Bu çiçek sadece susuz kalmış
Anlamıştır artık su sevgi sadece seni seviyorum demek yetmemektedir.

 

Kırlangıcın Aşkı

Eklenme Tarihi : 19.04.2013 16:33:36

Günlerden bir gün kırlangıç bir adama aşık olmuş.
Adamın penceresine konu adama şöyle demiş.
Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi aç ben içeri al birlikte yaşayalım.
Adam:" olmaz aramam sen bir kuşsun hiçbir kuş adama âşık olur mu?
Kırlangıç bir süre sonra tekrar gelmiş; lütfen pencereyi açıp beni içeri al ,birlikte yaşarız hem ben sana dost ve arkadaş olurum.
Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz.
Adam cümlesini yenileyerek:
-“Olmaz alman git başımdan.”diye cevap vermiş
Kırlangıç: “ Üçüncü ve son defa penceresinin önüne konuş ve söyle demiş.
Lütfen beni içeri al artık havalar çok soğudu dışarıda kalamam.
Artık soğuklarda başladı dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece...
Ben içeri almazsan, sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım.
- Lütfen beni içeri al burada kalayım.
Birlikte yemek yer omzuna konar ,seni neşelendirir sana arkadaşlık ederim.
Hem bende yalnızım.
Adam git derhal başımdan ben yalnız kalırım. demiş ve kuşu konmuş.
Kırlangıç bunun üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş uzaklara gitmiş.
Kırlangıç gittikten sonra adam düşünmeye başlamış.
Adam : “Ne kadar aptal olduğunu ve ne kadar akılsız bir adamım diye kendini sorgulamaya başlamış.”
Çok pişman olmuş fakat iş işten geçmiş.
Kendi kendini teselli edebilmek için nasıl olsa havalar sıcak olunca; kırlangıç yine gelir bende onu içeri alırım mutlu bir hayat süreriz, demiş.
Penceresine açarak hep beklemiş.
Yazın gelmesiyle kırlangıçlar gelmeye başlamış
Ama adamın kırlangıcı gelmemiş
Yazının sonuna kadar iş penceresine kapatmadan kırlangıcın gelmesini beklemiş ama nafile kırlangıç yine gelmemiş.
Gelen kırlangıçlara sormuş, o kırlangıca ne oldu? diye
Hiç kimseden haber alamamış.
Sonunda halini danışmak için bir bilgiye gitmiş yaşadıklarını bilgi anlatmış.
Bilgi kırlangıçların ömrü 6 aydır demiş.
Hayatta bazı fırsatlar vardır. Ömründe bir defa eline geçer ve değerlendirmesen uçup gider. Hayatta bazı insanlar vardır. Ömründe bir kez karşına çıkar ve farketmez sen değerini bilmezsen uçup gider.
Ve asla geri gelmezler.
Dikkatli olun farkında olun.
Önünüze çıkan fırsatları kaçırmayın.

YAŞLI MARANGOZ

Eklenme Tarihi : 10.01.2013 15:02:16

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işinden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.
Müteahhit iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı iste olmadığınıgörmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti! İşini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “sana benden hediye”. Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı!

Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “Hayat bir kendin yap tasarımıdır” demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar.

öyle ise onu akıllıca kurmak gerekmez mi?

Tanrım Konuş Benimle

Eklenme Tarihi : 03.01.2013 00:15:31

Adam fısıldadı:
“ tanrım konuş benimle.”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
“ tanrım konuş benimle.”
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve
“ tanrım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve yüksek sesle haykırdı:
“ tanrım bana bir mucize göster”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
“ dokun bana tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur! ”
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı.

HALİL CİBRAN

Kırılan Kalp

Eklenme Tarihi : 02.01.2013 13:55:50

Üstada Sormuşlar;
Kırılan Kalp yine sever mi?
Üstat da “ Evet “ demiş…
Adam; Peki demiş üstadım,
“Sizi hiç kırılan bardaktan su içtiniz mi?”
Üstat da cevap vermiş;
“ Peki sen hiç bardak kırıldı diye, su, içmekten vazgeçtin mi?”
Necip Fazıl Kısa Kürek
 

En kısa Anayasa

Eklenme Tarihi : 24.12.2012 15:30:36

Bir zamanlar üç bilge bir araya gelip dünyanın en kısa anayasası için bir araya geliyorlar. İnsanın hareketlerine ve davranışlarına hükmeden kanunu gösterilebilen kişi, dünyanın en bilge kişisi seçilecekti.
“Allah suçları cezalandırır” diye teklif etti bilgelerden birisi.
-tek cümleydi; kısa ve öz
Fakat diğerleri bunun bir kanun değil bir tehdit olduğunu söylediler ve istemediler.
Ve birinci bilgenin teklifi kabul edilemedi.
İkinci bilge:
-“Allah sevgisidir” dedi. Ama bu teklifte kabul görülemedi.
-Üçünü bilge ise şu teklifte bulundu.
“Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi, başkalarına yapmayın.”ve ilave ederek; Kanun budur; gerisi yoruma kalmıştır.”
Tüm bilgeler de bu teklifi kabul etti ve bu teklifi sunan bilge zamanın en bilge kişisi seçildi.

Sedef Çiçeği

Eklenme Tarihi : 08.12.2012 21:55:01

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı ciftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine'nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bitkin bakışları süzüyordu etrafını...
Ve Hâkimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hâkim...
"Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun."
Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra bas örtüsüyle ağzını aralayıp,
Kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...
"Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hâkim oldu mahkeme salonunda...
Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yasanmış 50 yılın ardından...
 Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti. Herkes onu
Dinliyordu. Yaslı kadının gözleri doldu...
Ve devam etti...
"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim...
O bilmez...
50 yıl önceydi.
O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim...
 Bir süre sonra çiçek
Kurumaya başladı. O zaman adak adadım...
Her gece güneş amcadan önce bir
Tas suyla suluycam onu diye...
İyi gelirmiş dedilerdi...
50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi...
 Takı gecen geceye kadar...
O gece takatim kesilmiş.
Uyuyakalmışım...
Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim...
Hayatimi, umudumu herşeyimi verdim...
Ondan hiç bir şey göremedim.
Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim.
Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."
Hâkim, yaşlı adama dönerek;
"Diyeceksin bir şey var mı baba" dedi.
Yaslı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın
Utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hâkime yöneldi.
"Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim...
Elifimi de orada tanıdım...
Sedefleri de...
Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim...
 O çiçeklerle doludur bahçesi...
Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi...
 İlk Evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm...
Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir,
Kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi...
 Hekimi,Pek dinlemedi, bizim hatun...
Lafım geçmedi...
O günlerde tesadüf bu çiçek
Kurudu...
Ben ona gece sularsan geçer dedim. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim...
O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben oldum...
Sanki...
Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yastaki bir adamdan beklenmeyecek
İfadelerle...
"Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hâkim bey. Gecen gece de... Yaslılık. Ben de uyanamadım. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım. Sesimi çıkartamadım..."
O an Mahkeme salonunda herşey sustu...
Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi

Mutluluk Nedir

Eklenme Tarihi : 05.12.2012 13:32:34

Küçükken,annem bana hayatın sırrı mutluluktur,derdi.
Okulda 'Büyünce ne olmak istiyorsun?'diye soran hocaya:
-" Mutlu olmak istiyorum."dedim.
Hocam:
-Sen bu soruyu anlamadın" dediler.
"Asıl siz hayatı anlamamışsınız" diye cevap verdim."John Lennon

 

Ölümüne Aşk Hikayesi

Eklenme Tarihi : 02.12.2012 17:40:40

Delikanlı ile kız arkadaşı motorsikleriyle gezerken delikanlı kız arkadaşına ”şimdi ban sıkı sıkı sarıl ”Kız delikanlıya sıkı sıkı sarılır.Delikanlı ardından ”kaskımı alıp takarmısın başımı çok sıktı”Ertesi Gün gazetelerde şöyle bir haber çıkar.Motorsiklet fren arızası nedeniyle bir binaya çarptı iki kişiden biri öldü diğeri kurtuldu.
Ama işin aslı öyle değildi.
Yolun yarısında delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ve bunu arkadaşına belli etmek istememişti.
Bunun yerine kızdan kendine sıkıca sarılmasını ve onu bir kez daha sevdiğini söylemesini istemişti.

Sonrada,
Ölüm pahasına kızın başlığı takmasını ve onun hayatta kalmasını sağlamıştı.

 

 

 

Bir Arkadaşlık Hikayesi

Eklenme Tarihi : 02.12.2012 17:38:46

Bir hastane odası iki yatak ve hayatla ölüm arasındaki çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası.Yataklardan biri pencere önünde diğeri duvar dibinde.Pencere önündeki Sabahtan akşama kadar pencereden dışarı bakıp seyrettiklerini duvar dibinde birşey görmeden, aynı kaderi paylaşan birşey görmeyen hasta arkadaşına anlatıyor!
-Bugün deniz dünden daha durgun.Rüzgar hafif esiyor olmalı.Beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyorlar Kuğu gibi süzülüyorlar.
-Park mı? Ha, park henüz tenha.Salıncakların ikisi dolu ikisi boş.Geçen haftaki sevgililer yine geldiler.Elleri birlerinden hiç ayrılmıyor.Şimdi erkek kızın saçlarını okşuyor, ne kadar birbirlerine yakışıyorlar.
-Erguvanlar bugün çıldırmış öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış.Erikler desen keza, tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş.İşte Parkin neşesi çocuklar geldi.Ellerinde rengarenk Balonlar var ah kardeşim görmelisin.
Bu böyle sürüp giderken her gördüğünü anlatıp dururken ansızın bir kalp krizi geçirir pencere kenarındaki.Duvar dibinde düğmeya bassa doktoru çağırabilir ve belkide arkadaşı kurtulabilir.Ama ama yapıyor işte şeytan karışıyor işine.Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi oraya geçecek.Bugüne dek kulaklarıyla duyduğunu gözleriyle görecek ve duvar dibindeki düğmeye basmaz ve arkadaşı ölür.Ertesi gün duvar dibinde olan yatağını pencere kenarına taşırlar.Bekledği an gelmiştir artık yattığı yerden pencereden dışarı bakar.
Dışarıda Kapkara bir duvar işte hepsi bu kadar.

Gerçek Dostluk Bu

Eklenme Tarihi : 02.12.2012 17:34:41

Günün birinde iki dost varmış her ikisi de çok iyimiş ama biri saf diğeri ise kurnaz ve açık gözlüymüş.Açık gözlü olan dostun şirketi batmış ve dostundan para istemiş bana borç para verir misin dostu nedemek sen benim en iyi dostumsun demiş ve bütün servetini vermiş.Aradan günler geçmiş açık göz olan işelrini büyütmüş işlerinde ilerlemiş ve dostunun yanına gitmiş senden birşey isticeğim senin nişanlının çok beğeniyorum bana onu verir misin demiş saf olan o benim nişanlım ama sen benim en iyi dostumsun demiş ve veririm demiş ve vermiş.aradan aylar geçmiş bu saf olan sostun bir gün işleri bozmuş ve dostunun yanına gitmiş ve ondan iş istemiş en iyi dostu ona iş vermemiş tabi bizim saf olan dostumuz biraz ezilip büzülmüş ve dışarı çıkmış yolda yaşlı bir adam oğlum çok hastayım bana şu reçetedeki ilaçları alır mısın demiş ve cebindeki son para ile adamın ilaçları almış ertesi günü bir avukat dün ilaçlarını aldınız yaşlı adam öldü ve tüm mal varlığını size buraktı demiş çocuk yaşırmış ama bu serveti kabul etmiş çünküihtiyacı vardı buna.
işlerini yoluna koydu ve tam arkadaşının şirketinin karşısına bir ev aldı niyeti sadece en iyi dostunu görebilmekti.birgün kapısına yaşlı bir teyze geldi oğlum çok acıktım bana yemek verir misin dedi adamda teyze veririm ama bir şartla benim yanımda çalışır mısın hem bana yardım edersin hemde karnın doyar teyze kabul eder aradan 3 sene geçer kadın ona oğlum artık senin evlenme çağın geldi artık sana bir eş lazım demiş çocuk bu duruma kabul etmiş tamam teyze tanıdığın biri varsa evleneyim demiş kadın bizim orda çok iyi bir aile kızı var seni onunla başgöz edelim demiş ve en iyi arkadaşına nikah davetisesinden bir tanede ona yollar.ve düğün günü gelip çattığında çocuk mikrofonu eline alıp dostlar size bir diyeceğim var günün birinde benm en iyi dostum varda bir gün işleri battı benden para . istedi bütün mal varlığımı ona verdim benden nişanlımı istedi gözümü kırpmadan ona verdim işlerim bozuldu yanına gittim iş istedim bana sana burda iş yok dedi ve diğer dost kapıdan içeri girdi misafirler size bir diyeceğim var dedi işleim battı ondan borç para istedim verdei bende ona sonra parasını geri verdim nişanlısını istedin çünkü nişanlısı ona göre bir kız değildi yolda karşına bir adam çıktı ona parasını verdi o beim babamdı kapısa bi teyze gitti ondan yemek istedi o benim annemdi evlenmek istedi evlenceği kızda benim kız kardeşimdir şimdi siz söyleyin GERÇEK DOST KİMDİR..!

Tuzlu Kahve

Eklenme Tarihi : 02.12.2012 17:32:39

Kıza bir partide rastlamıştı. Harika bir şeydi. O gün peşinde o
kadar delikanlı vardı ki. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam
bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kefeye
oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından
konuşamıyordu.

Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı. "Ben artık gideyim" demeye
hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. "Bana biraz tuz getirir
misiniz" dedi. "Kahveme koymak için." Yan masalardan bile şaşkın yüzler
delikanlıya baktı.. Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan,
ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız
tadınız var" dedi..
Delikanlı anlattı: "Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz
kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç
eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam
bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz
kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o
deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.."
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. Kız da konuşmaya başladı..
Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok
şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak..

..Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii..
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle
evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve
yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini
biliyordu çünkü.. 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti.
"Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle
diyordu, satırlarında.. "Sevgilim, bir tanem.. Lütfen beni affet. Bütün
hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek
kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?
Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan.. Sen
ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim.
Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana
gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan
vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. İşte
gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım
andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan.
Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu
tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak,
seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da."
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
bir gün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu.
Gözleri nemlendi kadının.. "Çok tatlı!.." dedi..

Thales’ ten Bir Öğüt

Eklenme Tarihi : 29.11.2012 23:23:08

Biri Thales’e sorar.Sana göre dünyada biricik devamlı olan şey nedir?
-Ümit,diye cevap verir düşünür.Zira bizi en son bırakan budur.
-peki,öylese en kolay olan şey nedir?diye sorulunca;
-Başkasına nasihat vermek,diye karşılık verir.

Dilenci ve Turganyev

Eklenme Tarihi : 29.11.2012 23:23:44

Büyük Rus yazarı Turganyev soğuk bir akşamüstü evine doğru yola çıkmış.Yoldaki bir dilenci kendisinden para istemiş.Bütün ceplerinin kurcalayan Turganev,ne yazık ki hiç para bulamamış.
Bunun üzerine kendisine uzatılan soğuk elleri kendi elleriyle ısıtarak:
“Kusura bakma kardeşim sana verecek bir şeyim yok” demiş
Dilenci “ Verdiniz ya efendim,”demiş,”bana kardeşim dediniz ve ellerimi ısıttınız.

Evlilik

Eklenme Tarihi : 31.10.2012 23:30:36

İngiliz Bernard Shaw ihtiyarlık döneminde evinin bahçesiyle uğraşmaya başlamış.Bir gün eşine ziyarete gelen bir misafir,yaşlı adamı o haliyle görünce tanıyamadı.
-Günaydın bahçıvan dedi
-“Siz San Bernard’ın yanında kaç senedir çalışıyor sununuz ?”diye sordu
-Kendimi bildim bileli
-Yalnız yiyeceğimi veriyorlar dedi
Yaşlı kadın bahçıvanın bu haline çok acımıştı.
-E ğer benimle çalışırsanız,size yiyecek ve giyecekle birlikte maaşta veririm. dedi
Bernard Snaw:
-Teşekkür etti ve ben bayan snow’a ömür boyu bağlıyım dedi
-Yaşlı kadın biraz kızararak
-Ama bu tutsaklıktan,kölelikten başka bir şey değil,dedi
-Bernard Shaw ise gülerek
-Hayır sayın bayan,dedi.Biz buna “evlilik” diyoruz.

Her Şey Göründüğü Gibi Değil

Eklenme Tarihi : 22.10.2012 15:51:08

 

Hayat her zaman göründüğü gibi değil; görünen hiçbirşey de olduğu gibi olmayabilir.

Bir kanarya soğuk bir kış gününde yiyecek bulmak için kanat çırpıp duruyormuş.Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş.Minik kuş çaresiz soğuk karın üstüne düşmüş.Minik kuş çaresiz ölümü beklerken oradan geçen bir inek kuşun üstüne pisletmiş.Kuş öyle bir silinlenmiş ki kanatları donmamış olsa kalkıp ineği dövecek.Bir de bakmış ki,pisliğin sıcaklığı ile kanatları çözülmüş,yaşama geri dönmüş.Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi bunun sesini duymuş ve pisliği eşeleyip kuşu pişlikten çıkarmış.Kuş buna da çok sevinmişve kediye teşekkür edecekmiş ki,kedi onu yemiş!

Her zaman iyi geçinmeyen insanı düşmanın sanma,yardım ederim bahanesiyle yaklaşanada aldanma.

Hayatı Verdiklerin Üzerine İnşaa Ederiz

Eklenme Tarihi : 14.09.2012 00:50:40

Bir İngiliz Aristokrat, ailesi ile beraber yaz tatillerini tabiatla geçirmek için İskoçya’nın uçsuz bucaksız kırlarına giderler.

Günlerden bir gün aristokratın oğlu köyün hemen yanı başındaki su birikintisinin dayanılmaz cazibesine kapılarak suya girer. Delikanlı, vücudunu serin su birikintisinin keyfine bırakmıştır ki dayanılmaz bir sancıyla bir anda ne olduğunu şaşırır.

Ayağına kramp girmiş, suyun üzerinde tutacak son gücünü de tükenmiştir. Panik halinde yardım çağırmaya başlamıştır. Suyun yakınlarında bir yerde, tarlasında çalışmakta olan bir köylü çocuğu, feryatları duyunca hemen işini bırakıp sesin geldiği tarafa koşar. Çırpınmakta olan bir yabancı gören köylü hemen suya atlayarak delikanlıyı boğulmaktan kurtarır. Oğlunu kurtaran genç köylüyü tanışıp evine davet eder. Sohbet sırasında cesur köylünün gelecekle ilgili planları sorulur.

“ Babası gibi çiftçi olacağınım” diye isteksiz cevap verir. Baba, vefa borcunu ödemenin yolunu bulduğunu düşünür.

“Başka bir şey mi olmak isterdin yoksa ?” diye sorulur.

-Genç köylü ise: “ Evet “ diye cevaplandırır.” Hep doktor olmak istediğini fakat böyle pahalı bir eğitimi babasının karşılayamayacağı söylenilir.

- İngiliz baba ise bütün eğitim masrafları kendi karşılayacağını söyler.

Genç köylü Fleming ‘in oğlu Londra’daki St.Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nde mezun olur ve tüm dünyaya adını penisilini bulan bilim adamı olarak duyurur. Bir süre sonra İngiliz aristokratın oğlu zatürree'ye hastalığına yakalanır. Onu kurtaran şey ise “ Penisilin!

Bu hikâyedeki adı geçen doktorun ismi Lord Randolp Churchill,oğlu adı,Sir Winston Churchill,onu kurtaran doktor ise  Sir Alexander Fleming

 

 

 

 

Yaşamın Belirtileri

Eklenme Tarihi : 29.08.2012 15:51:28

M.Ö 5.yüzyılda yaşayan Lao-Tzu, insan davranışları konusunda ilginç yorumlarda bulunuyormuş:
-Bir insan, hayatta iken yumuşak ve şefkatlidir.
-Öldüğü zaman sertleşir ve katılaşır.
Bütün hayvanlar ve bitkiler, canlı iken hassas ve narindirler.
Öldükleri zaman solar ve kuru hale gelirler.
Bunun içindir ki; sertlik ve kuruluk, ölümün parçalarıdır.
Yumuşaklık ve narin ise, yaşamın belirtileridir.
 

Eflatun

Eklenme Tarihi : 29.08.2012 15:50:45

Bir gün talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış.
Talebesi;
-İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum, diye itiraz eder olunca Eflatun cevap vermiş:
-Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum, demiş.

Yaşamdaki Önemli Gerçek

Eklenme Tarihi : 17.08.2012 14:49:34

Çok ünlü ve paralı bir iş adamı bir gün oğlunu karşına alır,şöyle der:

" Oğlum sana bir vasiyetim var.Beni ölünce çoraplarımla def edinmek istiyorum.der.Eğer beni çoraplarımla gömdürmezsen,yatak odamdaki ikinci çekmecede kapalı zarf var.O zarfı aç ve içinde yazılanları oku.

Aradan uzunca bir zaman geçer ve o gün gelir çatar, ünlü iş adamı vefat eder.İş adamının oğlu babasının vasiyetini yerine getirmek adına birçok farklı din hocasından fikir alır.Ancak,hiç kimse bu fikre sıcak bakmaz ve

" Dinimizce çorapla gömülmek uygun değildir," diyerek,bu konudaki talabi reddederler.

Ünlü iş adamını def edildikten sonra oğlu,babasının bahsettiği zarfı alır.

Zarfta aynen şunlar yazmaktadır:

" Bak oğlum,ben bu kadar  zengin ve tanınmış bir iş adamı olduğum halde öteki dünyaya bir çift bile götüremedim.Yaşamdaki bu önemli gerçeği bilerek yaşa."

Anonim Hikaye

Eğer Bir Gün

Eklenme Tarihi : 15.08.2012 17:26:36

 

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün

Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış…

Yemek yerken üstümü kirletirsem… üzerimi değiştirecek gücüm yoksa.

Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...

Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam… sözümü kesme beni dinle.

Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemediğimde;

Beni utandırma yada azarlama…

Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla…

Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen… bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam…

lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı…

eğer hatırlayamazsam, sinirlenme…

çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim…

İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi… yaşamı göğüslemeyi…

Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem yada yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.

 Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde...

… bana elini ver…

 Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.

 Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde… ve ölmek istediğimi…

 kızma… Birgün anlayacaksın…

 yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış,

 Bir gün şunu anlayacaksın:

 hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve

senin yolunu hazırlamaya çalıştım

 Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın yada güçsüz hissetme kendini.

 Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.

Yürümeme yardımcı ol… ve yolumu sabır ile, sevgi ile bitirmeme....

Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum oğlum/kızım….

Kız Arkadaşlar

Eklenme Tarihi : 07.08.2012 14:29:51

 

Sıcak nemli bir günde evli genç bir kadın koltukta oturmuş, ziyaretine gittiği annesiyle buzlu çay içiyordu. Hayat, evlilik, hayatın yüklediği sorumluluklar ve yetişkinliğin getirdiği yükümlülükler hakkında konuşurlarken, anne bardağındaki buzları düşünceli bir şekilde birbirine tokuşturdu ve dönüp kızına ciddi bir bakış attı.
 
"Kız arkadaşlarını unutma" diye tavsiyede bulundu, çay yapraklarını    bardağın dibine doğru daldırarak 'Yaşın ilerledikçe senin için daha önemli olacaklar, kocanı sevsen de, çocuklarını ne kadar çok sevsen de önemi yok,    yine de kız arkadaşlarına ihtiyaç duyacaksın. Onlarla şu anda ve daha sonra   bir yerlere gitmeyi ihmal etme, onlarla birşeyler yap ve kız arkadaşlarını    hatırla onlar sadece arkadaşların değil, senin kardeşlerin, kızların ve diğer akrabaların aynı zamanda. Diğer kadınlara ihtiyaç duyacaksın'  dedi.

"Ne kadar komik bir öğüt" diye düşündü genç kadın. 'Daha yeni evlenmedim mi ? Çift dünyasına yeni katılmadım mı? Artık ben evli kadınım. Tanrı aşkına, yetişkin bir kadınım, kız arkadaşlarına ihtiyaç duyan bir genç kız değilim. Eminim ki kocama ve aileme hayatımı harcamak, ihtiyaç duyduğum tek şey olacak'  

Ama annesini dinledi ; kız arkadaşlarıyla iletişim kurmaya devam etti ve her geçen yıl buna daha çok vakit ayırdı. Yıllar geçtikçe , annesinin kendisine dediklerinin ne anlama geldiğini , bildiğini anladı Zaman ve koşullar değiştikçe ve kadın üzerindeki gizemini göstermeye başladıkça, kız arkadaşları, kendi hayatının başlıca dayanağı oldu.  

Bu dünyada yıllarca yaşadıktan sonra işte öğrediğim şey :

Zaman geçiyor.
Hayat akıyor.
Mesafe ayırıyor.
Çocuklar büyüyüyor.
Aşk büyüyor ve azalıyor.
Kalpler kırılıyor.
Kariyerler son buluyor.
İşler geliyor ve gidiyor.
Ebeveynler ölüyor. Erkekler arayacaklarını söyleyip aramıyor.  

Ama kız arkadaşlar hep oradalar, aranızda ne kadar zaman ve kaç km olduğu önemli değil. Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğunuzdan daha uzak değildir. Yalnızlık vadisinde , yalnız ve kendiniz için yürümeniz gerektiğinde ,kız arkadaşlanız vadinin kenarında  sizi alkışlayarak, sizin için dua ederek, sizi çekerek, vadinin sonunda kollarını açarak sizi bekliyor olacak.Bazen kuralları çiğneyecek ve yanında yürüyecek, ya da içeri gelecek ve seni dışarı taşıyacak. Benim kızım, kız kardeşlerim, annem, teyzelerim, yeğenlerim, kuzenlerim, bütün diğer ailem ve arkadaşlarım hayatımı koruyor. Dünya onlar olmadan aynı olmazdı ve tabi bende.
Kadınlık denen bu maceraya başladığımız zaman, önümüzde uzanan bu inanılmaz sevinçler ve kederler hakkında hiçbir fikrimiz yoktu, birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuz hakkında olmadığı gibi. Hergün hala birbirimize ihtiyaç duyuyoruz.

 

 

 

Barış mı? Sevgi mi? Para mı?

Eklenme Tarihi : 23.07.2012 22:59:43

Bir gün bir kadın, evinin camından dışarı bakarken, kaldırımda oturan üç ihtiyar dikkatini çekmiş. Hemen dışarı çıkmış. Karın altında kaldırımda oturan üç ihtiyarın yanına yönelerek:

-“ Amca hava çok soğuk, üstelikte kar yağıyor, buyurun sizi eve davet edeyim ve size ikramda bulunayım demiş.


-İhtiyarlardan bir tanesi “Kızım eşin evde mi?”diye sormuş.


-Yardım sever genç kadın ,” Hayır, amca ancak akşam işten gelir,”demiş
İhtiyar adam ise; “ O halde biz o,eve gelince geliriz. Kocası olmayan kadının evine üç erkek olarak gelmek uygun olmaz kızım.
-“Yine de sağ ol,” demiş.Genç kadın evine gitmiş, akşam olmuş ve kadının kocası işten eve gelmiş.
Yardım sever kadın üç ihtiyarla ilgili olup bitene kocasın anlatmış.
-Kocası “Git bak bakalım ordaysalar çağır, içeri gelsinler. Üşümesinler,” demiş.
-Kadın cama doğru yönelmiş, üç ihtiyar kaldırımda oturduklarını görünce hemen dışarıya çıkmış ve üç ihtiyara yönelerek,
“ Amca, eşim ve kayınvalidem evde şimdi, gelmek ister misiniz?” demiş
Ortada oturan sakallı ihtiyar adam
“ O halde ancak birimizi seçmek zorunda içimizden birini seçmek zorundasınız, içeri girip eşine ve kayınvalidesine sormuş,
-“ Hangisi diye sormuş.”

Eşi ise “ Zenginlik demiş.

“ Zenginliği seçelim ki, artık çalışmayıp zengin olalım. Daha çok vakit geçirelim.” demiş.
Kayınvalidesi ise “ Başarı,” demiş, başarılı olunca para da gelir demiş.
-Genç kadın dışarıya çıkıp ne eşinin istediğini ne de kayın validesinin istediğini seçmemiş ve kendi fikri olan Sevgi adındaki yaşlı adamı seçmiş. Ve buyur etmiş.
Yaşlı ihtiyar amcaların üçü de ayaklanmış birden eve girmeye çalışmışlar.
-Kadın sormuş; Elbette ki üçünüz birden ama anlayamadığım, baştan üçünüze de gelin dediğimde içinizden ancak birinizi seçmemi istediniz, şimdi ise hepiniz aynı anda girmeye çalışıyorsunuz?
Bunun sebebi nedir?
-Eğer başarı veya zenginlik seçseydiniz sadece birimiz gelebilirdik; Sevgi ‘nin girdiği kapıdan hem başarı hem de zenginlik girer.”

Karamsar ile İyimser Bakış

Eklenme Tarihi : 20.07.2012 16:55:21

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü.
Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı.
Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı ve onu da bir tabağa koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşaltı. Kızına dönerek sordu:
-Ne görüyorsun?
-Patates, yumurta ve kahve? Diye alaylı bir cevap verdi kızı.
-Daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi. Aynı şekilde, yumurtayı da incele. Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü. En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamıştı:
-Bütün bunlar ne anlam geliyor baba?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de ayni sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karsısında farklı tepkiler vermişlerdi. Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar su da kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı.
Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyun da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
-Sen hangisisin? Diye sordun kızına. Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?
Patates gibi yumuşatıp ezilecek misin?
Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın?
Yoksa kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?

 

 

 

 

First  Prev  1  2  Next  Last